20 Ocak 2015, Salı 00:00

Nihat Hatipoğlu özel röportaj

Televizyon tarihinde eşine az rastlanır bir başarı öyküsü onunkisi. Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu haftanın üç günü atv ekranlarında reyting rekorları kırmaya devam ediyor. Türkiye’nin en çok takip edilen ilahiyatçısı atv.com.tr’ye konuştu.

Televizyon maceranız nasıl başladı? Bir keşfedilme öyküsü var mı?
Ankara'da yayın yapan üç önemli radyoda konuşmalarım vardı. Haftalık 5'er, 6'şar saat sürelerince canlı yayınlarımız vardı. Kanal A'da bir programa davet edildik. Orada konuk oldum. Biz Ankara'dayız. Ramazan ayı geldiğinde sahur programını bir kardeşimiz sunuyordu televizyonda, Bedrettin Bey diye. Bedrettin Bey ramazanın dördüncü günü bir sıkıntı yaşadı. Programlara bir hafta ara vermek zorunda kaldı. Televizyon idaresi beni aradı. "Geçen hafta siz bize konuk olmuştunuz. Programı beğendik. Emaneten sahur programını bir hafta götürür müsünüz?" dediler. Acil bir şey olmuş, bir sağlık problemi… "Peki" dedim ben de. Emaneten bir haftalığına orada sahur programı sunmaya çalıştım. Sonra arkadaşımız gelince, kendisini ziyarete gittim. "Anahtar sende. Emanet sahibine iade edilmiştir" dedim. Fakat arkadaşımız "Seni izledim. Bu programa uygunsun, layıksın. Lütfen programa devam et" dedi. Uzun bir evet hayırdan sonra başladım. Sonra programı devam ettirmek istediler. Sonra Flash TV'ye geçtik. Daha sonra Star TV ardından da şimdi ATV'deyiz.

Programlara hazırlık süreciniz nasıl oluyor? Aslında konuya hakimsiniz ama program öncesi ders gibi bir daha üzerinden geçiyor musunuz? Yoksa her şey kamera önünde spontane mi gerçekleşiyor?
Hemen hemen her şey spontane oluyor. Ama ekibimizle bir hafta öncesinde "Şu konulara girelim mi?" diye konuşuyoruz, istişare ediyoruz. Fakat ciddi bir hazırlık yapmıyoruz. Benim zaten kendi çalışmalarım, okumalarım bu yaşıma gelmeme rağmen bütün hızıyla devam ediyor. Arap ve İslam âleminde yapılan yeni çalışmaları kontrol ediyorum. Programların sunuluşu, anlatışı büyük çoğunluğuyla spontane gerçekleşiyor.

Reytinglerle aranız nasıl? Misal program bittiğinde "Reytingleri getirin, kaçıncı olmuşuz?" diyor musunuz?
Ekip zaten onunla ciddi ciddi ilgileniyor. Ben en baştan beri reytingleri ciddiye almadım. Çok da inanmıyorum. Çünkü hepsinde manipülasyon olduğuna inanıyorum. Hala da inanıyorum. İlk 100 programın birincisi olduğumda da inanıyordum, üçüncüsü olduğumda da… Ama arkadaşlar ilgileniyorlar. Bana bilgi veriyorlar, "Hocam iyi izlenmişiz" diyorlar. Elhamdülillah. Ben olaya şu açıdan bakıyorum. İnsana hak ettiği verilmeli. İkinci olarak, çok insan beni izledikçe seviniyorum. Çünkü çok insana davetimi iletmişim demek ki. Reytinge o açıdan bakıyorum. Ölçüm cihazlarının ortaya koyduğu reytingin ötesinde bizim reytingimiz var. Nedir o? Anadolu'da, İstanbul'da, Ankara'da, yurtdışında konferanslara çıktığımızda salonu 10 bin kişi dolduruyorsa, üç misli insan da içeri giremeyip dönüyorsa, bu izleniyorsun demektir ve izlendiğin kadar da sonuç alıyorsun demektir. Bizim için önemli olan odur. Kaç kişiye ulaşabildim? Ama bir kişiye de ulaşırsam benim için şereftir.

ATV ekranlarında üç program yapıyorsunuz. Bunlardan biri de "Nihat Hatipoğlu Sorularınızı Yanıtlıyor". Programda çok ilginç sorular oluyor. Mesela "Televizyonda gördüğüm birine ilgi duymam günah mı?" gibi… "Bu ne şimdi?" dediğiniz, sinirlendiğiniz bir soru oldu mu ya da oluyor mu?
Yani elbette olur ama biz bunu hissettirmeyiz. Benim mesleğim ve eğitimim ilahiyat. Benim hayat tarzım ilahiyat. Ama bir de sevdiğim bir alan ilahiyat. Bu işi severek yapıyorum. Meslek diye yapmıyorum sadece. İmanımın gereği yapıyorum. Onun için her şeye her niyetle veya her ihtimali taşıyan her türlü soruya hazırız. Hiçbir soruyu küçümsemiyorum. Soru soranı küçümsemiyorum. Çünkü her soru, ihtiyaç varsa soruluyor. Vatandaşımızın kafasını o soru kurcalıyor demek ki. Ama hüzünlendiren sorular var. Mesela ramazanda oldu, annesi ölmüş, babası onu terk etmiş, ninesinin yanında kalıp, anne baba şefkatini yaşayamayan genç güzel bir delikanlı "Bu sevgiyi kimden bulacağım? Dedem olmasaydı ben bugün ne olurdum?" diye sorduğunda herkesin gözleri nemlendi. O sorulardan etkileniyoruz tabii. Günde 100 defa sorularsa, dövme sorusu, 100 defa da cevaplandırırım. Çünkü orada insanı küçümsemek, insanı hor görmek var. "Bu ne biçim soru canım" demek bizim karakterimize, ahlakımıza, peygamber tarzına uymaz. Biz onunla, Hz. Peygamber ile özdeş hale gelmeye, onun baktığı gibi olaylara bakmaya çalışacağız.

Röportaj "Bölüm 2" olarak devam edecek.

Daha Fazla Göster ...
CANLI YAYIN