Bu yüzyıllardır soruldu. Ve yüzyıllar boyunca sorulmaya devam edecek. Biliyorum. Gayet iyi hiçbir problem yok. Sadece İspanya'da yaşadığı için çok özlüyorum. Ve birlikte onun da kendi yapmak istediği projeleri gerçekleştirip, benimle tekrar bir projeye evet demesini bekliyorum.
Zamana göre değişiyor bu çünkü biz ikiziz. Ben ilkokulda biraz daha içe kapanık bir çocuktum. Daha duygusaldım. Berk biraz daha dışa dönüktü. Daha fırlamaydı çocukken. Sonra orta okul lisede ben biraz daha dışa dönük olmaya başladım. Hatta böyle okulda. Bir grup bile kurmuştum çete gibi. Yani kötü şeyler yapmıyorduk ama. Lisede biraz böyle Öykü reisliğim vardır yani.
Biz Sinan'la, Sinan maç izliyor tabii Galatasaray maçlarını. Mesela maç olduğu zaman dramatik bir sahne çekeceğiz ağlamam gerekiyor benim. Sinan tabii hemen role giriyor anında. Ben biraz daha duygusal bir tipim. Şimdi o da maçı izliyor telefonda. Ben de ağlayacağım sahnenin yatak odasında gitme gitme diyorum. Mehmet Ali geliyor çok kalabalık bir sahne. Kaleli konağa geliyor. Ben de ne olur Mustafa gitme diyorum. Kapının arkasında duruyorum ama ağlıyorum.
Şimdi o sahneyle merdivenlerden inip dışarıya bağladığımız sahneyi farklı zamanda çektik. Yani aynı gün çekmedik. Şimdi kestik bitti. Set bitti o gün çalışmamız durdu. Sonra aşağı ineceğiz. Ben yukarıda ağladım, ağlayarak çıkmam gerekiyor. Sinan da maçı açtı. Ertesi gün o devamlılığı tutturacağım diye. Çünkü ağladım tekrar ağlamam gerekiyor. Bu sefer acaba gol attılar mı? Yani o tezahürat seslerini duyuyorum ya. Kafamda o var çünkü. Biraz önce Sinan telefondan izlediği için. O çünkü hemen kapatıyor anında role girer hiç şey yapmaz. Ben ama o gün konsantrasyonum da çok eksik. O maçı izliyordu ona sinirlendim ya. Ona sinirimden artık sinir bozukluğumdan ağlamaya başladım bu sefer. Sonra devamlılığı tutturdum yani.
Bir sahne vardı Mercan karakteri asıyor kendini. İntihar gibi. Biz de sofradayız iftar yapacağız. Ya da sahur bilmiyorum ikisinden biri. Saniye hanımın bir repliği var. Ey gidi Mercan diyecek tamam mı? Kızın başına gelmeyen kalmadı. Nurşim abla onu o kadar güzel söyledi. Öyle bir ey gidi Mercan dedi ki. Ey, ey... Biz hepimiz sanki organize olmuş gibi. Aynı anda kahkahalarla gülmeye başladık. Ama masada olan herkes. Nurşim abla ey gidi Mercan deyince biz böyle kahkahalarla gülmeye başladık Nurşim abla kızdı hatta. Niye gülüyorsunuz ciddi bir sahne çekiyoruz diye. Haklı.
Mercan'ın yaşadıklarını Mercan'ın hikayesini o kadar güzel sadece bir sözüyle sadece ey gidi Mercan'la o kadar güzel anlattı ki. Biz o anda Mercan'ın başına gelenlerle bütün her şeyi birleştirince ve sonra inanın uzunca bir süre çekemedik yani gülmekten. Çok komikti.
Bir de dışarıdan taşlıyorlar Kaleli konağı. Kapının yanlarındaki lambalar patlıyor. İşte taşlıyorlar camlar patlıyor bir şeyler oluyor. Sinan'la, Ulaş da tamir yapıyorlar. Sinan da ampulü alıyor aşağıdan yukarıya takacak. Kalkıyor eğiliyor, kalkıyor eğiliyor ya sürekli. Ben de kapının dışından geleceğim. Göremiyorum tabii nasıl eğiliyor kalkıyor. Taktı mı lambayı. Ya kardeşim bir şey oluyor ampul düşüyor. Bir şey oluyor ya biri repliğini unutuyor. Bir şey oluyor Ulaş tam bir şey söyleyecekken gülüyor. Bir şey oluyor Sinan bu sefer kendisi eğiliyor kendisi eğildiğine gülüyor alamadığına. Ben de şey diyeceğim. İşte koşacağım koşacağım diyeceğim ki; "Tahir kuzum sen ne ettin ne dedin Nefes'e? Kız ağlıyor." Ay Allahım ben bir türlü kız ağlıyor içeride diyemedim. Kız ağlıyor diyeceğim gülmeye başlıyorum. Çünkü onların o halini görüyorum orada dışarıda. Zamanlamayı tutturamıyoruz bir türlü. Bir gidiyorum böyle hoca diyor koşarak çık diyor. Bir gidiyorum kameranın önüne doğru geçmişim. Bir gidiyorum profilde kalıyorum.